Fatih Sultan Mehmet’in İlmi ve Klasik Dönem Medreseleri

12.05.2021
273
A+
A-
Fatih Sultan Mehmet’in İlmi ve Klasik Dönem Medreseleri

Osmanlı Beyliği kurulmadan önce ve kurulmasının ilk yıllarında ilim o bölgede sadece Tekkelerde, dergahlarda ve Zaviyelerde öğrenilirdi. Bu ilim merkezlerinde Kur’an, Hadis, tefsir ve Kelam ilmi öğretilirdi. Osmanlı Devleti’nin temelleri atılırken Orhan Gazi ilme yönelik ilk medresesini İznik’te açmış ve başına müderris olarak Davud-i Kayseri’yi getirmiştir.

‘’İznik’ten sonra Bursa ve Edirne’de tesis edilmiş olan osmanlı müesseselerinin eğitim kadrosu yüksek kısımları, memleket içinde yetişenlerden başka, bilhassa memleket sınırları dışında ilmini ilerletmiş kimselerin istihdamı suretiyle dolduruluyordu”.1

Osmanlı Devleti’ne hocalar bir çok meslek ve sanat erbabı gibi Anadolu Selçuklu topraklarından katılıyordu. Yükselme dönemine kadar aslında tam sistemli bir şekilde medrese disiplini göremiyoruz. Amacımız Yükselme döneminin başında Fatih Sultan Mehmet döneminde açılan medreseleri, öğretilen ilimleri açıklayacağız.

Fatih döneminde Sahn’ı Seman adı altında 7 çeşit medrese açılıyor. Bu medreseler kademeye göre belirleniyordu. Tam olarak İlmiye Teşkilatı bu dönemde şekilleniyordu. İlmiye Fatih döneminde gelişmesi, Fatih’inde bir bilim adamı olmasından kaynaklanıyor ve ilimle çok ilgileniyor olmasıydı.

FATİH SULTAN MEHMET’İN EĞİTİMİ

Fatih’in İlk Eğitimi

Osmanlılar’da şehzadelerin eğitilmesine özel bir önem verilirdi. Osmanlı sarayında münevver, bilgin, şair, musikişinas, hattat ve san’atkar şehzadelerin yetişmesi konusunda ilk ciddi, disiplinli ve sistemli metotlar, Fatih’in babası II. Murat tarafından konulmuştur. Böylece Osmanlı sarayı, şehzadelerin tabi oldukları takipçi ve metodik bir tedris ve talim yoluyla zamanlarının en seçkin şehzdelerini yetiştirmiştir. Osmanlı şehzadeleri için öğrenim çağı beş yaş olarak kabul edilmiştir. Bu bir devlet politikası kabul edildiğinden, ilk derste yüksek devlet ricali hazır bulunurdu. İşte Fatih Sultan Mehmet, şehzadelik döneminde böyle bir metot ve disiplinle yetiştirilmiştir. Devrinin en değerli bilginleri tarafından eğitilmiştir.2

II. Mehmet’in babası II. Murat gençliğini Amasya’nın yüksek kültür çevresinde geçirmiş, bilim ve edebiyata büyük değer veren ince bir hükümdardı. O, ülkede duraklayan ilim ve fikir hareketlerini daha da güçlü olarak yeniden kurdu. Savaş olmadığı zamanlar haftada iki gün bilginler ve şairlerle sohbet etmeyi adet haline getirmişti. Fatih’in yetişmesinde, hocaları kadar, bilimsever, okuyan, zengin bir kütüphanesi bulunan babası II. Murat’ın da etkisi oldu.

II. Mehmet (D.1432-Ö.1481), ilk çocukluk çağında daye denen kız bakıcılar elinde büyümüş, sonra Amasya ve Manisa sancaklarına çıkarılmış, devlet yönetim bilgi ve tecrübesi kazanmıştır.

Rivayete göre, çocukken okumaya pek hevesli görünmez, hocalarının çabaları başarısız kalır. Babası II. Murat çok üzülmektedir.

Hocası Molla Gürani

Bursa Sultaniye Medresesi’nde müderris olan Molla Yegan 1441 yılında hacca gider. II. Murat’ın ona verdiği bir görev de, bilim adamlarını araştırıp bulmak ve Osmanlı Devleti’ne kazandırmaktır. Molla Yegan dönüşünde, Halep’te Molla Gürani ile görüşür ve onu Osmanlı ülkesine gitmeye davet eder. Molla Gürani, Diyarbakır’ın bir köyünde doğmuş, Mısır’da öğrenim görmüş, alim bir gençtir.

Beraberce Bursa’ya gelirler. Molla Yegan II. Murat’ı ziyaret eder. Sultan ‘’hacdan bana ne hediye getirdin?’’ diye sorar. O da Molla Gürani’yi içeri alır ve takdim eder. Sultan bu genç bilgini çok beğenir ve henüz Kur’an’ı bile sökemediğini söyleyerek, oğlu Mehmet’e hoca tayin eder.

Rivayete göre Molla Gürani, ilk dersinde yanında bir sopa bulundurur. Yine bazı kaynaklara göre, ona bu sopayı II. Murat vermiştir. Ancak, bu, sultanın ona, oğlunu eğitmede tam yetki verdiğini anlatmak için bir sembol de olabilir.

Molla Gürani, Mehmet ile derse başlayınca onun psikolojisini anlamış, önce çok sert bir tavırla bu coşkun seli kontrol altına almış, ele avuca sığmayan bu çocukta ki cevheri hemen keşfederek, onun ileride ulaşacağı büyük şerefi biliyormuşçasına , bu hedefe götürecek eğitim yöntemlerini uygulamaya koyulmuştur. Mehmet’i Fatih yapan cesaret, zeka, ileri görüşlülük, gerçeği görüp anlama, temkinlilik, ilim aşkı, doğruluk, hoşgörü ve tevazuluk özellikleri, Molla Gürani’den öğrencisine damla damla dökülerek yer etmiştir.3

Manevi Danışmanı Akşemseddin

Hacı Bayram-ı Veli 1429’da öldüğünde Akşemseddin onun yerine 40 yaşında postnişin olmuştur ki, posta otruduğunda büyük bir islam bilginidir. Dini ilimlere vukufiyetinin yanında Tıp ve Eczacılığa da vakıf olduğu konusunda kaynaklar ittifak etmektedir. Tıbba dair iki eser vermiştir. Ancak bu ilmi nereden tahsil ettiği kaynaklarda belirtilmemektedir.

İstanbul’un fethinde, Sultan Mehmed ve ordusunda mevcut olan fetih motivasyonunun canlı kalmasını sağlayan Akşemseddin, fethin gerçekleşmesinde önemli bir rol oynamıştır. ‘’Bizans’ı fetheden komutan ne güzel komutan, o asker ne güzel asker’’ Hadis-i Şerif’ini fetih henüz gerçekleşmeden önce sürekli hatırlatmış ve fetihten sonra da Ayasofya’da hutbe irad ederken aynı hadisi zikretmiştir.

Fetihten sonra Fatih’in isteği üzerine Ebu Eyyüb El-Ensari Hazretlerinin kabrini keşif yoluyla tesbit etmiştir.

Fatih’in kendini tasavvufa adama isteğine ‘’padişaha lazım olan adalettir’’ diyerek set çekmiştir. Zeyrek Camii civarında oturmuştur. Daha sonra Göynük’e giderek son yıllarını burada geçirmiş ve 1459’da vefat etmiştir. Zamanının kutbu olduğuna dair görüşler mevcuttur. Karahisari ve İbrahim Tennuri bu görüşü eserlerinde dile getirmişlerdir.4

Fatih’in Okuduğu Kitaplar

II. Mehmet, Bizans tarihçilerinin tanıklığına göre Arapça ve Farsçadan başka, İbranice, Keldanice, Yunanca, İslavca ve Latince’de bildiği söylenirse de, burada, Osmanlı Türklerinde ilim tarihini ilgilendiren ve henüz çözümlenmemiş bulunan bu mesele üzerinde durulması lazımdır. G.Guillet, aşağıda adı geçen tarihinde (I. Cilt 11) diyor ki, ‘’ büyük bir kuvvetle tahmin olunabilir ki, Despoena Maria herşeye ilgi gösteren bu üvey oğluna, sadece eğlence olsun diye, Yunan dilinde bir iki Hristiyan duası öğretmiş bulunsun’’. Gerçekten Sırbistan despotu yani Brankoviç’in kızı, Fatih’in üvey anası olan Desoena Maria’nın bu zeki oğluyla meşgul olması pek mümkündür. Bundan başka Fatih Sultan Mehmet’in çocukluğunda sarayda rehin olarak tutulan Bizanslı bir prens ve sonradan İskender Bey adıyla ün salan Arnavut prensiyle oynadıkları da söylenir. Onun için çocukluğunda arkadaşlarından slavca veya Yunanca öğrenmiş olması da düşünülebilir. Fakat bütün bu rivayetler güvenilir bile olsa, II. Mehmet’in bu yabancı dilleri bildiğini asla belirtmez. Tersine Fatih’in sarayında yaşayan Rumca katibi Grammateus gibi yaşayan İmroz adalı Kritovulos’un Fatih’in hayatı üzerine yazdığı ve Karolidi efendinin Türkçe’ye çevirdiği eserde ‘’Arap ve Acem edebiyatında ki tam bilgisinden başka Yunan filozoflarının Arap ve Acem diline çevrilmiş eserlerinden Peripateik ve Stoikler denen felsefe öğretilerini inceler. Öğrenmek ve bilgisini geliştirmek için bu öğretileri iyice bilenlerini ve uzmanlarını öğretmen olarak yanına alırdı.’’ deniliyor. Gene Kritovulos ‘’Padişah hazretleri Farsça ve Yunanca’dan Arapça’ya çevirilmiş olan felsefe eserlerini okur ve yüce katında bulunan bilginlerle bunlar üzerinde konuşur ve özellikle Aristo ve Stoik felsefesiyle pek ziyade meşgul olurdu’’ diye II. Mehmet’in dil bilgisine işaret etmektedir. öte yandan Edward Gibbon, Plutarkhos’un ‘’Meşhur adamların hayatı (bioi) adında ki eserinin Fatih’in emriyle Yunanca’dan Türkçe’ye çevrildiğini bir yerde gördüğünü söyler. Birde 1453 yılında Aragon Kralı Alfanso’ya Nicolaus Sogindinus adında biri tarafından Fatih hakkında verilen bilgiler arasında sultanın maiyetinde, biri Latince öteki Yunanca bilen iki hekimin daima bulunduğu ve bunların kendisine Eski Çağlar tarihini öğrettikleri de geçmektedir.5

Fatih’in İlme Katkısı

Sultan Fatih, ilmi ve alimleri çok severdi. Bu sebeple ülkenin her tarafında medrese ve mektep inşasına önem verirdi. Sultan I. Osman Osmanlı Devleti’nde örnek bir medrese inşa etmişti. Ondan sonra tüm sultanlar onun izinde yürüdüler. Böylece Bursa’da, Edirne’de, İstanbul’da ve diğer şehirlerde medrese ve mektepler yaygınlaştı. Sultan Fatih ise bu vadide ecdadını geçti. İlmi yayma, medreseler ve mektepler inşa etme yolunda büyük emekler harcadı. Eğitim ve öğretim sisteminde bazı yenilikler getirdi. Bu usulleri güzelleştirme ve geliştirme hususlarına eğildi.

Küçük büyük bütün şehirlerde medreseleri ve mektepleri yaymaya aşırı hırs gösterdi. Böylece köyleride ihmal etmedi. Bunlar için muazzam vakıflar kurdu. Bu medreselere bir düzen getirdi ve onları derecelere ve bölümlere ayırdı. Onlar için usuller koydu. Her bölümde dersi görülen ilimler ve maddelerinin sınırlarını koydu ve imtihan esasını getirdi. Dolayısıyla öğrenci bir derece ve sınıftan diğerine okuduğu sınıfın bütün bilgileriniyakinen öğrendikten sonra yükselebilirdi. Sonra imtihan usulüne çok incelik getirdi. Sultan Fatih bu hususlara riayet ediyor ve üzerlerine titizce eğiliyordu. Bazen de talabelerin sınavlarında hazır bulunuyor ve zaman zaman medreseleri ziyaret ve teftiş ediyordu. Keza hocaların dinledikleri derslerden de geri kalmıyordu. Öğrencilere ciddi çalışma ve gayretten tavsiye ediyor, üstat ve talebelerle beraber oturmaktan çekinmiyordu. Eğitim ve öğretim sistemi bütün medreselerde parasız idi.6

Fatih, döneminin aydın fikirli hükümdarlarıyla mektuplaşırdı. Bunlar arasında Timur’un torunları ve torunlarının oğulları (Baysungur, Abdullatif) ile Karakoyunlu hükümdarı Cihanşah ve Şirvan hükümdarı Şirvanşah ilk akla gelen isimlerdendir.

Fatih Sultan Mehmet’in veziriazamı Mahmud Paşa’dan başka, diğer vezirler ve paşalar da bilimde ileri gitmişlerdir. Örneğin, Veziriazam Karamanlı Mehmed Paşa, Sinan Paşa, Yakup ve Ahmed Paşalar gibi kişileri burada hatırlamak yerinde olur. Bunlardan Sinan Paşa gençliğinde derin bir kuşkuya düşmüş, öyle ki, bakırın bakır olduğundan bile tereddüdü olduğunu söylemiştir. Anlatıldığına göre babası Hızır Bey, bu yüzden bir gün bakır sahanını oğlunun başına fırlatmıştır. Bu kişi, sonraları çok olgunlaşmış, muallimisultani ve vezir seçilmiştir. Değişik konularda ki eserleriyle de tanınmıştır.7

FATİH DÖNEMİ MEDRESELER

Arapça’da ‘’derase’’ kökünden gelen medrese kelimesi, ‘’ders görülen yer ve eğitim öğretim görülen yer’’ anlamına gelip çoğulu ‘’medaris’’tir. Bununla beraber medrese, günümüzün ilköğretim durumunda ki sıbyan mekteplerinin üstünde ve daha ileri seviyede tahsilin görüldüğü orta ve yüksek tahsil kurumlarını ifade etmektedir.8 Osmanlı Eğitim hayatı denildiğinde öncelikle zikredilen kurum, medreselerdir.

Kökeni İslam’ın ilk zamanlarına kadar giden ve vakıf kültürünün ürünü olan medreseler tam teşekküllü hale gelmeden bazı öncü kurumlar ortaya çıkmıştır. Bunların başında Beytü’l hikmeler, camiler, mektepler, halkalar, zaviyeler, mescitler, hanlar, kütüphaneler gelmektedir. Adı geçen eğitim kurumları coğrafyalara ve toplumlara göre arklı muhteva kazanmış, farklı şekillere bürünmüştür.9

Medrese hiyerarşisinin tabanında yer alan, daha üst kademedeki medreselere nazaran, sayısal olarak büyük bir yekun oluşturan ilk düzeydeki yerel medreselerde Kur’an eğitimi ve hıfzı yanında, Arap dili ve grameri, islam akaid ve ahlakı, etik değerler, peygamberin hayatı ve benzeri konularda primier düzeyde bir eğitim ve öğretim yapıldığı ifade edilebilir.10

Gelişen Osmanlı medreselerinde ki eğitim-öğretim yöntemi, Osmanlı’dan önceki İslam devletlerinde uygulanan yöntemin bir benzeridir. Ne var ki , Osmanlılarda medrese arttıkça bunlarda derece ve sınıflarına göre yeni bir tertibe, yani yeniden yapılandırmaya tabi tutulmuşlardır. Medreselerin ilk teşkilat örneklerine Yıldırım Bayezid devrinde rastlanılmaktadır. Fakat asıl teşkilatlanmanın ise II. Murad döneminde (1421-1451) dolduğunu biliyoruz. Çünkü o dönemde geliştirilen ‘’Tetimme’’ ve Daru’l Hadis modelleri, Fatih Sultan Mehmet dönemindeki teşkilatlanmaya da esas olmuştur.11

Osmanlı medreseleri iki büyük kategoriye ayrılırdı. Haric Medreseleri diye bilinen ilk kategori ‘’bilginin temelleri’’, yani Arapça ve fikri ilimler üstüne hazırlık dersleri verirdi. Dahil denen ikinci kategori ‘’ulum-i Aliye’’ yani dini ilimler üzerine öğretim yapardı. Bunlarda derecelerine göre aralarında bölünmüşlerdi.

Tecrid Medresesi (Yirmili Medreseler)

İbtidai hariç denilen alt düzey medreseler, giriş düzeyinde Arap dilbilgisi ve sözdizimi, mantık, kelam, astronomi, geometri ve belagat öğretilirdi. Bu medreselere Seyyid Şerif’in şerh ettiği Nasireddin Tusi’nin Tecrid’inden alınan adla ‘’Tecrid Medreseleri’’ denirdi. Kelam üzerine bir yapıt olan Tecrid, derslerde kullanılan ana metindi. Müderrisler günde 20 akçe kazandığından bunlara ‘’Yirmili Medreseler’’ de denirdi.12

Miftah Medreseleri (Otuzlu Medreseler)

Bu medreselerde belagat ilminden Sa’düddin Teftazani’nin belagata dair eseri olan ‘’şerh-i miftah’’ın adını taşımaktadırlar. Bu medreselerde şerh-imiftahtan başka fıkıhtan tenkih ve tavzih, kelamdan Haşiye-i Tecrid’in devamı ve hadisten mesabih okutuluyordu. Bununla beraber Haşiye-i Tecrid medreselerinde olduğu gibi bu medreselerde de başka eserlerin okutulması gerekir. Nitakim Katip Çelebi, Fatih Sultan Mehmed’in otuzlu medreselerde Miftah-ı meani ve Sadru’ş Şeria’nın okutulmasını tayin buyurduğunu söyler.

Telvih (Kırklı) medreseleri

Müderrisine günlük olarak 40 akçe verildiği için kırklı medrese diye anılan bu medreselerde belagattan Miftahu’l Ulum, usul-i fıkıhtan Tavzih, fıkıhtan Raduyuddin Hasan Sagani’nin Meşarık’u Envari’n Nebeviyyesi Sadru’ş Şeria Ubeydullah b. İshaki’nin Meşarık’ı, Hadisten de Begavi’nin mesabih adlı eseri okutuluyordu. Bütün bunlardan başka daha farklı eserler de ders kitabı olarak takib edilmişlerdir.

Ellili Medreseler

Müderrislerine günlük 50 akçe verilen bu medreseler ‘’Haric ve Dahil’’ olmak üzere ikiye ayrılırlar. Kırklı ve Haric ellili medreseler, Osmanlılardan daha önceki devirlerde Anadolu’da hükümran olan Anadolu Selçukluları ile beyliklerin hükümdar, hükümdar aileleri ve vezirlerin yaptırdıkları medreselerdir. Dahil medreseleri ise Osmanlı padişahları ile şehzade valideleri, şehzadeler ve padişah kızlarının yaptırdıkları medreselerdir. Ellili medreselerin hariç bölümünde: Fııhtan hidaye, Kelam’dan Şerh-i Mevakıf, Hadis’ten Mesabih okutuluyordu. Dahil bölümünde ise: Fıkıh’tan Hidaye, Usul-i Fıkıh’tan Telvih, Hadis’ten Buhari, Tefsir’den Keşşaf ve Beyzavi okutuluyordu.13

Sahn-ı Seman Medreseleri (Medaris-i Semaniye)

Fatih Sultan Mehmet, çocukluğunda iyi bir eğitim almıştı. Aldığı bu eğitimin de etkisiyle Fatih Sultan Mehmed sadece Türk tarihinde değil dünya tarihinde de mümtaz bir yere sahip bir devlet adamı olmuştu. Fatih Sultan Mehmed devleti yönetmek için eğitimin ne denli önemli olduğunu biliyordu. Yine tebaasının eğitimi için aynı önemi gösteriyordu.14 Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’un fethinden sonra sekiz kiliseyi sekiz ünlü alimin ders vermesi amacıyla medreseye çevirdi.15 Fatih’in kanunnamesinde Sahn-ı Seman diye meşhur olan bu medreselere eski vakfiyesinde (Medaris-i Semaniye) denilmektedir. Şakayık’ın kaydına göre II. Mehmed, İstanbul’u aldıktan sonra buradaki kiliselerin sekizini medreseye tahvil ederek bunlardan birinin müderrisliğini Bursa’da 50 akçe ile Muradiye müderrisi olan Mevlana Aleddin Tusi’ye, diğer ikisinin müderrisliklerini Bursalı Hoca-zade ile Mevlana Abdulkerim’e verip diğerlerine de münasiplerini tayin eylemişti. Mevlana Tusi’nin medresesi Zeyrek Camii denilen Pantokrator manastırının bulunduğu mahal olup burada ki 40 hücre, yani odanın herbir yerinde bir yani kırk medrese talebesi (softa) vardı.

Fatih Sultan Mehmed İstanbul’da Büyük Karaman’la Küçük Karaman semtleri arasında bir cami ile talebe yetiştirmeye mahsus medreseler yaptırmaya karar verdikten sonra bu işe güzel tahsil görmüş Vezir-i Azam Mahmud Paşa’yı memur ederek derhal işe başlattı. Bu tesislere 867 Cemaziye’l ahir (1463 Şubat)’da başlanarak 875 Recep (1471 Ocak) ‘te yani sekiz senede bitti ve bu suretle iki minare ve bir şerefeli camii ile iki tarafında yüksek tahsil için sekiz medrese ve bu medreselerin arkasına’da ‘’Tetimme’’ ismiyle bu büyük medreselere mahreç olmak yani talebe yetiştirmek üzere sekiz medrese daha yaptırdı. Misafirleri hayvanları için ahırlar inşa ettirdi ve bunlardan başka bir imaret ile taamhane doğudaki dört medresenin yanında Darü’ş Şifa denilen hastahane, caminin kuzeyinde kur’an okunmak için bir muallimhane ve caminin batı tarafına medrese talabeleri için bir kütüphane ve yine aynı tarafta ders okutmaya mahsus Daru’t ta’lim ve iki mükellef hamam yaptırdı.16

Alt Bilgiler

1Mustafa CEZAR, Mufassal Osmanlı Tarihi, III. Cilt, Ankara, 2011, s.1546.

2Fahri KAYADİBİ, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Fatih Sultan Mehmet Döneminde Eğitim ve Bilim, Dergipark, Say. 8, 2003, İstanbul, Saat:17:07, s. 3-4.

3Yahya AKYÜZ, Türk Eğitim Tarihi, Ankara, 2019 31. Baskı, s.99-100.

4Mustafa ÖZAĞAÇ, Doğu’dan Batı’ya Düşüncenin Serüveni, 8. Cilt, 2. Baskı, İstanbul, 2017, s. 214.

5A. Adnan ADIVAR, Osmanlı Türklerinde İlim, İstanbul, 1970, s. 25-27.

6Muhammed SALLABİ, Kuruluşundan Bugüne Osmanlı Tarihi, Tercüme; Cezayir Polat, Ankara, s.187.

7J. Von HAMMER, Osmanlı Tarihi Devlet-i Aliye, İstanbul, 2017, s. 133-134. 

8Ziya KAZICI, Osmanlı’da Eğitim Öğretim, İstanbul, 2020, s. 102.

9Mustafa GÜNDÜZ, Osmanlı Eğitim Mirası, Ankara, 2015, 2. Baskı, s.45. 

10Ahmet CİHAN, Osmanlı Devleti’nde Eğitim, Hukuk ve Modernleşme, İstanbul, 2006, s.14.

11Ömer ÖZYILMAZ, Osmanlı Medreselerinin Eğitim Programları, Ankara, 2002, s. 9.

12Halil İNALCIK, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ, Çev. Ruşen SEZER, 26. Baskı, İstanbul, 2019, s. 216-217.

13Ziya KAZICI, İslam Tarihi, 11. Cilt, İstanbul, 1997, s. 384.

14Enes ŞANAL, Fatih Sultan Mehmed’in Osmanlı Eğitim Sistemine Armağanı: Sahn’ı Seman Medreseleri, Academia.edu, saat: 17:05, s. 6.

15M. Akif ERDOĞDU, Türkiye Tarihi ve Uygarlıkları, IV. Cilt, 9. Baskı, İzmir, 2016, s.298.

16İ. Hakkı UZUNÇARŞILI, Osmanlı Devleti’nin İlmiye Teşkilatı, Ankara, 2014, 4. Baskı, s. 9-10.

KAYNAKÇA

Araştırma Eserler

ADIVAR, A. Adnan, Osmanlı Türklerinde İlim, İstanbul, 1970, Remzi Kitabevi.

AKYÜZ, Yahya, Türk Eğitim Tarihi, Ankara, 2019 31. Baskı, Pegem Akademi.

CEZAR, Mustafa, Mufassal Osmanlı Tarihi, III. Cilt, Ankara, 2011, Türk Tarih Kurumu Yayınları.

CİHAN, Ahmet, OKUMUŞ, Ejder, AVCI, Mustafa, Osmanlı Devleti’nde Eğitim, Hukuk ve Modernleşme, İstanbul, 2006, Ark Kitapları.

ERDOĞDU, M. Akif, Türkiye Tarihi ve Uygarlıkları, IV. Cilt, 9. Baskı, İzmir, 2016, Atlantis Yayınevi

GÜNDÜZ, Mustafa, Osmanlı Eğitim Mirası, Ankara, 2015, 2. Baskı, Doğu Batı Yayınları.

HAMMER, J. Von, Osmanlı Tarihi Devlet-i Aliye, İstanbul, 2017, Kamer Yayınları

İNALCIK, Halil, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ, Çev. Ruşen SEZER, 26. Baskı, İstanbul, 2019, Kronik Kitap.

KAZICI, Ziya, İslam Tarihi, Siyasi, Dini, Kültürel, Sosyal, 11. Cilt, İstanbul, 1997, Kayıhan Yayınları.

KAZICI, Ziya, Osmanlı’da Eğitim Öğretim, İstanbul, 2020, Kayıhan Yayınları

ÖZAĞAÇ, Mustafa, Doğu’dan Batı’ya Düşüncenin Serüveni, Osmanlı’da Akli ve Felsefi Düşünce, 8. Cilt, 2. Baskı, İstanbul, 2017, İnsan Yayınları

ÖZYILMAZ, Ömer, Osmanlı Medreselerinin Eğitim Programları, Ankara, 2002, T.C. Kültür Bakanlığı Kültür Eserleri.

SALLABİ, Muhammed, Kuruluşundan Bugüne Osmanlı Tarihi, Tercüme; Cezayir Polat, Ankara, Keşif Yayınları.

UZUNÇARŞILI, İ. Hakkı, Osmanlı Devleti’nin İlmiye Teşkilatı, Ankara, 2014, 4. Baskı, Türk Tarih Kurumu Yayınları.

Makaleler

KAYADİBİ, Fahri, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Fatih Sultan Mehmet Döneminde Eğitim ve Bilim, Dergipark, Say. 8, 2003, İstanbul,

ŞANAL, Enes, Fatih Sultan Mehmed’in Osmanlı Eğitim Sistemine Armağanı: Sahn’ı Seman Medreseleri, Academia.edu, saat: 17:05

BU ALANA REKLAM VEREBİLİRSİNİZ
ETİKETLER:
Yusuf Kaymakçı
Yazarımız Yusuf Kaymakçı 1993 yılında Kocaeli'nin Gebze ilçesinde doğmuştur. İlköğrenimini ve Ortaöğrenimini Gebze'de tamamladı. Lisans'ını Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Tarih Bölümünde tamamladı. Şu anda Harran Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde Yeniçağ Tarihi Anabilim Dalında Yüksek lisans yapmaktadır.
YAZARA AİT TÜM YAZILAR
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.